Bugün “Muavin ingilizcesi ne” konusunu daha yakından inceleyerek merak edilen detaylara değineceğiz.
Cozi olarak “Muavin ingilizcesi ne” konusunda hazırladığımız bu içeriğin beğeninizi kazandığını umuyoruz. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere!
Otobüs Terminalinde Başlayan O Gün
Kayseri Otogarı’nın sabahı hep biraz soğuk olur. İnsan kalabalığının içinde bile bir yalnızlık hissi dolaşır. O gün de öyleydi. Elimde küçük bir çanta, içimde ise tarif etmesi zor bir sıkışma vardı. Ne tam bir heyecan, ne de net bir üzüntü… İkisinin arasında, boğazımda düğümlenen bir his.
İstanbul’a gidiyordum. İlk defa tek başıma uzun bir yolculuğa çıkıyordum. Annem “iyi bak kendine” demişti, babam ise her zamanki gibi sessiz kalıp sadece başını sallamıştı. O sessizlik bazen en çok şeyi anlatır ya, işte öyleydi.
Perona yaklaştığımda otobüsün yan tarafında duran muavin dikkatimi çekti. Elinde biletleri kontrol ediyor, yolcularla kısa kısa konuşuyordu. İnsanlara “hoş geldiniz” derken yüzünde sanki sürekli tekrarlanan bir sabır vardı.
O an aklımdan garip bir soru geçti: Muavin İngilizcesi ne?
Kendi kendime güldüm. Tam da böyle bir anda neden bunu düşündüğümü bilmiyorum. Belki de zihnim, yolculuğun ağırlığını hafifletmek için saçma ama masum sorular üretiyordu.
Yola Çıkarken İçimdeki Sessiz Gürültü
Otobüse bindiğimde cam kenarına oturdum. Valizimi üst rafa yerleştirirken muavin yanımdaydı. Hızlı hareket ediyor, herkesle kısa ama net konuşuyordu.
“Biletiniz?” dedi.
Uzattım. Göz ucuyla kontrol etti, sonra geri verdi. O kadar sıradan bir andı ki, ama benim içimde küçük bir şey kıpırdadı. İnsan bazen hiç tanımadığı birinin varlığını bile fazla fark eder ya… işte öyleydi.
Otobüs hareket etmeye hazırlanırken camdan dışarı baktım. Terminal yavaş yavaş geride kalıyordu. Kayseri’nin gri sabahı, sanki içimdeki duygularla aynı tondaydı.
Tam o sırada yan koltuktaki yaşlı amca muavine seslendi:
“Evladım, çay var mı?”
Muavin başını hafifçe eğdi:
“Var amca, birazdan dağıtacağım.”
Sonra bir çocuk merakla sordu:
“Abi muavin İngilizcesi ne?”
O an irkildim. Çünkü az önce benim de aklımdan geçmişti aynı soru.
Muavin gülümsedi, kısa bir an durdu:
“Onu hiç düşünmedim ama güzel soru.”
Ben de istemsizce gülümsedim. Bazen küçük tesadüfler insanın içini ısıtır.
Yol Boyunca Sessiz Gözlemler
Otobüs Kayseri’den uzaklaştıkça içimdeki his de değişmeye başladı. Bir yanım geride bıraktığım şehri özlüyordu, bir yanım ise bilinmeyene doğru gitmenin garip heyecanını taşıyordu.
Muavin koridorda sürekli gidip geliyordu. Su dağıtıyor, bilet kontrol ediyor, yolcularla ilgileniyordu. İnsanların çoğu onu fark etmiyordu bile. Ama benim gözüm sık sık ona kayıyordu.
Kendi kendime düşündüm: Böyle bir işte çalışmak nasıl bir şeydir? Her gün aynı cümleler, aynı sorular…
Sonra bir anda onun yerine kendimi koydum. Aynı soruları defalarca cevaplamak, yine de sabırlı kalmak…
İçimde küçük bir hayranlık oluştu. Belki de bu yüzden tekrar sordum içimden: Muavin İngilizcesi ne?
Sanki cevabını bulursam bir şeyleri daha iyi anlayacakmışım gibi.
İç Sesin Gürültüsü
Camdan dışarı bakarken düşüncelerim birbirine karışıyordu. Yol çizgileri, tarlalar, küçük kasabalar… Hepsi bir film şeridi gibi akıyordu.
Bir noktada telefonumu çıkardım. Notlar uygulamasını açtım ve sadece şunu yazdım:
“Bazen insanlar değil, anlar insanın içine dokunuyor.”
O an muavinin sesi geldi:
“Çay isteyen var mı?”
Elinde plastik bardaklarla koridordan geçiyordu. Bana da uzattı. Başımı salladım.
“Teşekkür ederim.”
Göz göze geldik kısa bir an. Ne uzun sürdü ne de unutulacak kadar kısa. Ama o bakışın içinde bir yorgunluk gördüm. Sanki çok uzun zamandır aynı yolda gidip geliyordu.
İçimden bir şey geçti: Belki de herkesin hikayesi sandığımızdan daha ağırdır.
Bir Bardak Çayın İçinde Kaybolan Düşünceler
Çayı yudumlarken içimdeki duygular biraz daha yumuşamıştı. Cam buğulanmıştı. Parmağımla küçük bir boşluk açtım ve dışarıyı izledim.
Yan koltuktaki çocuk tekrar muavine seslendi:
“Abi İngilizcesini buldun mu?”
Muavin hafifçe güldü:
“Bulamadım ama bakarım.”
Ben de araya karıştım istemsizce:
“Belki ‘bus attendant’ ya da ‘conductor’ olabilir.”
Kendi sesimi duyunca biraz utandım. Sanki fazla ciddi bir şey söylemişim gibi hissettim.
Muavin bana baktı:
“Olabilir, sen nereden biliyorsun?”
Omuz silktim:
“İngilizce öğrenirken denk gelmişti.”
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra başını salladı:
“Güzelmiş.”
O an içimde küçük bir gurur hissettim. Basit bir bilgi bile bazen insanı bir anda farklı bir yere koyabiliyor.
Geceye Doğru Değişen Yol
Akşam olduğunda otobüsün içi daha sessizdi. Işıklar loştu. Çoğu yolcu uykuya dalmıştı. Dışarıda karanlık, camda ise kendi yansımam vardı.
Yüzüme baktım uzun uzun. Biraz yorgun, biraz düşünceli.
Muavin koridordan geçerken adımlarını daha yavaş atıyordu. Sanki o da günün ağırlığını hissediyordu.
Yanıma geldiğinde su teklif etti yine. Bu kez kabul ettim.
“Teşekkür ederim,” dedim.
“Rica ederim,” dedi ve devam etti.
Onun uzaklaşmasını izlerken içimde garip bir boşluk oluştu. İnsan bazen tanımadığı birine bile alışabiliyor, fark etmeden.
O an tekrar düşündüm: Muavin İngilizcesi ne?
Ama bu kez soru daha farklıydı. Sanki kelimenin kendisinden çok, onun temsil ettiği şeyi merak ediyordum.
Yolculuğun İçimde Bıraktığı İz
Sabaha karşı otobüs İstanbul’a yaklaşırken herkes yavaş yavaş uyanmaya başladı. İçimde ise hem bir varış hissi hem de bitişin hüznü vardı.
Muavin son kez koridordan geçti. Yolculara “İyi yolculuklar” dedi.
Bana geldiğinde kısa bir an durdu. Sanki bir şey söylemek ister gibi.
“İlk yolculuğun mu?” dedi.
Başımı salladım:
“Evet.”
Gülümsedi:
“Alışırsın.”
O iki kelime garip bir şekilde içime işledi. Sanki sadece yolculuk için değil, hayatın kendisi için söylenmişti.
Otobüsten inerken sabah serinliği yüzüme vurdu. İstanbul’un kalabalığı uzaktan görünüyordu. Kayseri’nin sessizliğinden sonra her şey fazla gürültülüydü.
Bir adım attım, sonra durdum. Geriye baktım. Otobüs hâlâ oradaydı. Muavin son kontrolleri yapıyordu.
İçimden sessizce geçirdim: Belki bazı insanlar sadece kısa bir yolculukta bile iz bırakır.
Ve yine aynı soru zihnime geldi, bu kez daha yumuşak bir şekilde:
Muavin İngilizcesi ne?
Ama artık cevabı o kadar da önemli değildi.