Babadan Oğula Yapılan Bağış Bozulur mu? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bakış
İstanbul’un kalabalığında, bir sabah işe gitmek üzere dolmuşa bindiğimde, yaşadığım bir sahne tam da bu soruyu düşündürttü bana: “Babadan oğula yapılan bağış bozulur mu?” Bir adam, yaklaşık 50’li yaşlarında, yanındaki oğluna bağış yapmanın ne kadar önemli olduğundan bahsediyordu. “Her şeyin devri babadan oğula olmalı,” diyordu. O sırada aklıma takıldı: Gerçekten de toplumlarda böyle bir bağış pratikleri var mı, yoksa bu sadece bir gelenek mi? Babadan oğula aktarılan her şey bozulur mu? Yoksa toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bu tür bağışlar üzerinde ne kadar etkili olabilir?
Bu yazıda, babadan oğula yapılan bağışların, sadece bireysel değil, toplumsal bir boyutunun da olduğunu anlatmak istiyorum. Hem kurumsal anlamda, hem de daha küçük çapta günlük hayatın içinde, bu tür bağışların toplumun farklı kesimlerini nasıl etkilediğini ele alacağım. Sadece geleneksel bir mesele gibi görünen bu konu, aslında birçok toplumsal sorunu da gündeme getiriyor.
Babadan Oğula Bağış: Bir Gelenek mi, Yoksa Sosyal Bir Yapı mı?
Babadan oğula yapılan bağış, çoğu kültürde köklü bir gelenek olarak karşımıza çıkar. Bu, genellikle mal varlığı, iş, hatta bazen aileye ait kurumların aktarılmasıyla şekillenir. Ancak, toplumsal cinsiyet ve güç ilişkileri göz önüne alındığında, bu “devretme” meselesi çok daha derin ve kompleks bir anlam taşır.
Evet, bizde de sıkça duyduğumuz bir cümle var: “Baba oğuldan istediğini alır.” Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey, sadece biyolojik bir bağış değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik bir aktarımdır. Aile içindeki güç dengeleri, özellikle de erkeklerin tarihsel olarak sahip olduğu yetkiler, bu aktarımın doğasını şekillendiriyor. Peki ya kadının rolü? Oğul için yapılan bu bağışlar, kadının herhangi bir şansına, fırsatına ya da hakkına müdahale etmiyor mu? Kadınlar genellikle bu tür “devir” işlerinden dışlanır. Babadan oğula yapılan bağış, genelde bu soylu mirası erkekler üzerinden aktarmaya dayanır.
Ailedeki Cinsiyet Eşitsizliği ve Babadan Oğula Yapılan Bağış
Bir gün metrobüste, bir kadınla sohbet ediyordum. O, aile içindeki kadınların nasıl dışlandığını ve kendi kariyerine engel olan durumu anlatıyordu. Kadın, bir ailenin babasının sadece oğluna iş kurmayı düşündüğünden şikayetçiydi. “Ben de iş yapabilirdim, neden sadece erkek çocuk düşünülür ki?” diyordu. Babadan oğula yapılan bağış, genellikle kadının yeteneklerini, haklarını ya da istediği kariyer yolunu göz ardı eder. Hangi iş yapılacak, hangi miras bırakılacak; bunların hepsi erkeğe yönlendirilmişken, kadının gücü ve fırsatları kısıtlanmış olur.
Toplumsal cinsiyetle ilgili bu dengenin bozulması, kadınların sosyal ve ekonomik açıdan dışlanması anlamına gelir. Eğer bir ailede “babadan oğula” yapılan bağış yalnızca erkeğin çıkarlarını destekliyorsa, burada toplumsal adaletin zedelenmesinden söz edebiliriz. Çeşitli araştırmalar, kadınların bu tür miras akışları içerisinde daha az yer aldığını, bunun da toplumsal eşitsizliğin önemli bir göstergesi olduğunu ortaya koymaktadır.
Toplumsal Çeşitlilik ve Bağışın Bozulması
Toplumsal çeşitlilik, özellikle babadan oğula yapılan bağışlarda daha da belirginleşiyor. İstanbul gibi büyük şehirlerde, farklı kültürlerin ve yaşam tarzlarının iç içe geçtiği bir ortamda, bu tür bağışların farklı gruplar üzerindeki etkisi değişebilir. Bir yandan geleneksel aile yapıları, diğer yandan modern iş dünyasının, daha eşitlikçi yaklaşımlar benimseyen anlayışları arasında bir gerilim oluşur.
Örneğin, aynı metrobüs yolculuğunda, bir iş kadınıyla karşılaşıyorum. “Benim babam bana hiçbir şey bırakmadı,” diyor. Bu, onun kendi işini kurma yolunda karşılaştığı büyük bir engeldi. Kadın, babadan oğula yapılan geleneksel bağışların modern iş dünyasında nasıl bozulduğunu, hatta tersine döndüğünü anlatıyor. Zira, son yıllarda çok daha fazla kadın girişimci çıkmaya başlıyor ve artık çoğu zaman babadan oğula yapılan bağışın, sadece bir gelenek olmadığını fark ediyoruz. Birçok kadın, kendi işini kurabilmek için gerekirse bu tür bağışlara karşı çıkıyor ve bazen de kendi yolunu seçiyor.
Aile içindeki işlerin paylaşılması, aynı zamanda toplumsal çeşitlilikle ilgili de bir soruya işaret eder. Babadan oğula aktarılan güç, bazen diğer bireylerin seslerini bastırabilir. Bu da sosyal adalet açısından önemli bir sorun oluşturur. Toplumda her bireye eşit fırsat verilmeli ve her grup, kendi potansiyeline göre hayatını şekillendirmelidir. Yalnızca erkek çocuklarına aktarılan “miras”, bu çeşitliliği daraltır ve daha geniş toplumsal eşitsizliklerin kapısını aralar.
Sonuç: Babadan Oğula Bağışın Bozulması, Bir Adalet Meselesi
Günlük hayatın her alanında gözlemlediğimiz gibi, babadan oğula yapılan bağış meselesi, sadece kişisel bir miras aktarımı değil, aynı zamanda toplumsal bir sorundur. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açılarından bakıldığında, bu tür bağışların, toplumun farklı kesimlerini eşitsizliklere itebileceğini görmekteyiz.
Babadan oğula yapılan bağış, tarihsel olarak erkeklerin daha fazla fırsat bulduğu bir düzenin parçasıdır. Bu durumun bozulması, ancak toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve herkesin eşit fırsatlara sahip olduğu bir dünyada mümkün olacaktır. Aksi takdirde, bağışlar sadece bir aile içi mesele değil, toplumsal bir engel olarak karşımıza çıkar.
Her birey, toplumsal yapıya, cinsiyetine ya da geçmişine bakmaksızın eşit haklara sahip olmalıdır. Eğer bu denge sağlanmazsa, sadece babadan oğula yapılan bağışlar değil, adaletin kendisi de bozulmuş olur.